Sünbüle, Muhayyer-Sünbüle ve Muhayyer-Kürdî (İkinci Nevî) Makamları

Tarifler ve eserler tahlil edildiğinde Sünbüle ile Muhayyer-Sünbüle ve Muhayyer-Sünbüle ile Muhayyer-Kürdî terkiplerinin birbirine karıştırıldığı ve asıl yapılarının anlaşılmadığı tespit edilmiştir. Bildiride tarihi süreç içerisinde yapılan tarifler ve örnek eserler gözden geçirilerek bu makamların asıl yapıları üzerinde durulacak, değişimleri ele alınacaktır.

Türk mûsikîsi tarihi sürecinde pek çok makamın unutulduğu, zamanla farklı seyre sahip oldukları veya farklı isimlerde zamanımıza geldiği görülebilmektedir. Bildiride ele alacağımız üç makam arasında en eskisi olan Sünbüle makamı; unutulmuş ve asıl yapısından ayrılarak Muhayyer-Sünbüle adıyla bir dönem varlığını sürdürmüştür. Sultan III. Selim’in icat ettiği asıl Muhayyer-Sünbüle terkibi ise esas halinden daha başka bir seyre bürünmüş, Haşim Bey’de ilk tanımını gördüğümüz ve Zekâi Dede’nin de tasdik edercesine bestelediği Muhayyer-Kürdî eserlerin ezgilerinde dikkati çekmiştir.

Bildiride genel hatlarıyla ortaya çıkarılacak sonuçlar aşağıdaki gibidir;

  1. Bugün Muhayyer-Sünbüle makamında yazılmış eserler, Sultan Selim Han’ın icat ettiği Muhayyer-Sünbüle terkibi değildir.
  2. Sultan Selîm’in terkîb ettiği ve tarifini Nâsır Dede’de bulduğumuz Muhayyer-Sünbüle makamına örnek eser yoktur. Bu sebeple makamın yanlış anlaşılması kaçınılmaz olmuştur.
  3. Sünbüle ve Muhayyer-Sünbüle makamlarının asıl yapısı bilinmediğinden dolayı; repertuvarda nota üzerine yanlış makam isimleri yazılmıştır.

Bugünkü anlayışta Muhayyer-Sünbüle makamı aslında ikinci nevi olarak adlandırdığımız Muhayyer-Kürdî makamının seyrine uymaktadır. Zekâi Dede’nin Muhayyer-Kürdî eserleri incelendiğinde bu benzerlik görülebilmektedir. Bunun yanında; Zekâi Dede’de Muhayyer-Sünbüle eser yoktur.

IX. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu Müzik Teorileri

10-12 Mayıs 2018

Mevlevî Mûsikîsi - Mevlevî Âyînleri

Mevlevilikte söz konusu musiki olduğunda, akla hemen Mevlevî Ayînleri gelmektedir. Mevlevî Ayinleri, Hz. Mevlânâ’nın (1207-1273) vefatından sonra onun yolundan ilerleyenlerin kurduğu “Mevlevilik” tarikatında ortaya çıkan ürünleridir. İlk çelebiler zamanında Semâ’ya eşlik amaçlı bestelenen eserler yoktur. Sonraki dönemlerde Semâ, bir “mukabele” yani kuralları belirlenmeye başlanmış bir “merasim” şeklini aldıktan sonra Mevlevî musikisi var olmaya başlamıştır.

Mevlevi Ayini bestelerinde şiirler Farsça, Türkçe ve Arapçadır. Fakat eserin ana bölümleri, Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî, Divan-ı Kebir veya Rubaiyyat’ından alınmış Farsça şiirlerden bestelenir. Mevlevi Ayini besteleri her birine “Selâm” adı verilen dört bölümden oluşmaktadır. Birinci selâmın başında, Ayin hangi makamdan bestelenmişse o makama ait ve adına Peşrev denilen sözsüz eser icra edilir. Bu eser, “Devr-i Veledî” bitene kadar sondan başa dönülerek icra edilir. Sonrasında Birinci, İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Selâm gelir. Her bir selâm, kendine özgü bir karakter taşır. Selâm’larda adına “terennüm” adı verilen ve saz için yazılmış bölümler bulunur. Dördüncü selâm tamamlandıktan sonra sazların icra ettiği “Son Peşrev” ve “Son Yürük Semai” bölümleri icra edilir ve mukabelenin mûsikî kısmı son bulur.

Mevlevilikte her selâmın bir anlamı vardır; Birinci selâm, insanın bilgiyle hakikate yönelerek, Yüce Yaratıcıyı ve kendi kulluğunu idrak etmesini ifade eder. İkinci selâm, insanın yaratılıştaki düzeni ve azameti fark ederek, Allah’ın kudreti karşısında hayranlık duymasını ifade eder. Üçüncü selâm, bu hayranlığın aşka dönüşmesi ve Aşk ile kendinden geçiştir. Tam bir teslimiyetle sevgilide yok oluştur. Bir nevi Miraç’tır. Dördüncü selâm ise, insanın manevî yolculuğunu tamamlayıp kulluğa dönüşünü temsil etmektedir.

Mevlevi Ayinleri, Mevlevi bestekârlar tarafından ortaya çıkarılmış ve Türk musikisinin en sanatlı parçalarını içeren eserlerdir. Büyük bestekârların; yeteneklerini ve zamanlarını bu eserler üzerinde sarf ettiği incelemeler sonucu görülebilmektedir. Türk musikisi eğitimi veren kurumlarda, belli bir musiki seviyesine gelmiş öğrencilere bu eserlerin icrasıyla ilgili eğitim verilmekte ve bu eserler sayesinde Türk musiki sanatının incelikleri öğretilmektedir.

Çalışmada, Mevlevî Ayînleri için bestelenmiş eserlerin genel yapısı tahlil edilecek, bu eserlerin neden Türk musikicileri tarafından büyük sanat eserleri olarak kabul edildiği ele alınacaktır.